Neden bisküvinin savunuculuğu? | Karaman Haber
Karaman Haber
Nurten Kılıç Teker

Neden bisküvinin savunuculuğu?

Ama şunu da söyleyeyim ben seçmedim bisküvi işçiliğini, mecburiyetten…

Neden bisküvinin savunuculuğu?
Bu haber 01 Kasım 2017 - 20:55 'de eklendi.

Neden bisküvinin savunuculuğu?
Neden bitmeyen bisküvi?

Çok sevdiğim bir tat olan bisküvi hakkında yazılar yazmayı çok istemiştim. Fabrikadaki çalışma hayatını bitmeyen bisküvinin savunuculuğunu. Hayatımda bana iyiliği dokunan şeyler dişimin de “govuğuna” yeten ama çok azının da azı dişine bile yetmez. Ölmüşler hakkında veya yaşayan insanlarla da bu konuda tartışma yapmaya hiç niyetim yok. Ama gönlümde çokça iz bırakan insanlar da yok değil aslında, olayları insanları saymak istesem. Ama bunlardan hariç en neşelisi, en hızlısını, en sabırlısını en çalışkanı ve çavuşları amirleri, müdürleri ve patronları sayabilirim.

Yine bunlardan hariç beni içten içe aydınlatan bir ışık gibi parlatan bitmeyen bisküvi var ki dipsiz bir kuyu gibi boğulup durduğum hayattan beni kurtaran, gençliğin bitmek bilmeyen hayallerinde çözülmesi imkansız sorunlarından kurtaran. Yani acabalarla yaşamak yerine beni bana tanıttı sıkıntıyı acıyı kararsızlığı yenmeyi öğretti.  Hayata tutunmayı ekmeğe hürmeti, insanları sevmeyi ve geleceğimi görmeyi bana o bitmeyen bisküvi öğretti.

Eğer bu gün bu yazıları yazabiliyorsam ve ayaklarımın üzerinde durabiliyorsam bütün bunlar benim bisküviye sırtımı dayadığım için olmuştur. Ama şunu da söyleyeyim ben seçmedim bisküvi işçiliğini, mecburiyetten.

Çünkü az buçuk mürekkep yalayan biri iseniz işçiliği seçmezsiniz ve az buçuk mürekkep yalayan birisi de kendini kurtarması daha rahat bir iş araması için neye ve nereye başvuracaksa oraya başvurur ve o el attığı dallarda çoğu kez elinde kurur. Uzaktan davulun sesi hoş gelir. Uzaktaki koyun besili, inek de besili inek olur. Senin de ilk avcı olman ve avını yakalamak istemen ki.

Bisküvi bir ana gibi sarıldı bana ekmek verdi su verdi, her yıl değişen yaşıma ve yaşam şeklime göre her zamanda bana bakmaya söz verdi. Vücudun sağlıklıysa elinde işliyor ruhunda bisküvinin savunuculuğunu istiyorsa öyleyse o bisküvinin yoluna taş koymak niye? O kriz dönemlerinde bile bir kurtarıcı gibi gelen ve o derin kaynaktan çıkan bisküvi.

Hayatlarını yarım yamalak güvence altına alanlar kendi yoluna taş koyanlar

İş beğenmeme hor görme, iş değiştirme gibi engelleri de kişinin kendisi koyar

Bir bakıma bisküviye sırtlarını dayamayanlar hayatlarının yarısını nerede bitirmişler?

Bunca yıldır beni doyurduğunu ve beslediğini de düşündüğümde içimdeki sevgi, hürmet, takdir ve alaka daha da güçleniyor. Orta yaşımda içimde kalanlarla bir dönüş yapmak artık çok geç kalmışız vakit o vakit değil, dememek için. Benim hayatımda örnek bir hayat değil ki size anlatayım.

İnsanı hayatını kitap yaptıran onu okutan yaşadıkları acılar sevinçler, “Duvarı nem insanı gam söyletir” demişler eğer ki yazmak için böyle bir fırsat verilmişse o kişide gönlünden akanlarla yazar ve vicdanı hafifler, vicdanı hafiflediği için de bazı şeyler onu boğmaz. O yediği ekmek onu boğmaz, hayat ve yaşam arasındaki o şiddetli hava akımı ve nefes nefes sona yaklaşması onu boğmaz.

Yalnız bisküvinin savunuculuğu ile de kalmaz aynı zamanda apaçık bisküvinin kendisi de olur onu konuşturur.  Bisküviye et ve kan verir. Günlük işlerin içine sokar, bisküvi senin adın, senin hikâyen olur.

Sözcükler neşeli sevinçli ve halinden hoşnut kalemin ucundan koşmaya başladıysa ve onu çevreleyen doku ve koku da onu beslemeye başladıysa o puslu anılarda canlanmaya başlıyor. Ve anılarını bir bir hatırlıyor. Sevinçler zeytinyağı gibi yukarı çıkıyor keder ve elemler aşağıda kalıyor yani hafif bir bisküvi kokusu içinde hayat şimdi bize masal oluyor

Şimdi bu masala nasıl bir biçim vermeliyim ki işçiyi işvereni, bisküviyi, şehir halkını kendime küstürmeyeyim. Bu öyle bir bitmeyen bisküvi olmalı ki; sadece işsizlere iş olmamalı, bu toprağın bağrından çıkan bir maden kömürü gibi de anlatılmamalı. Bu öyle ki batmayan güneş olmalıydı ki, batmaması için de işçiler hiç paydos etmemeli. O doyumsuz yemeği yemek için de babadan oğula, anneden kıza geçmeliydi.

Bir çocuğa ne verilebilirdi?  Bisküviden, gofretten, kekten, şekerlemelerden başka…

İhtiyarlar, dik duramayanlara ya da kuş gibi ufacık kalanlara ne verilirdi? O ki bisküviyi çayın içinde ıslatıp ıslatıp yiyordu.

Ancak bisküvinin adını bir şarkı yapsam herkes duyardı. İşte o zaman bisküvinin adı duyulur, benim de yazdıklarımın, unutulmayanlar listesinde bir değeri olurdu.

Ama ben cesaret ettim ve yazmayı seçtim.  Benim alışkanlığım düzenli yazılarım kabuğundan silkinip kurtulmuş gün ışığına çıkmış olmanın sevinciyle…

Hayatın tadı, bana yaptırdığı şey, yapmakla gurur duyduğum şey, meğer isem ruhumda hapsolmuş çıkmak için haykırıyorlarmış. Benim sadece silkinip kalemi elime almam lazımmış

Bitmeyen bisküvi insana öğrenemediklerini öğretir, hayattan darbe yemiş hastalıklı iyileşemez dediğimiz ruhları iyileştirir, maddi yönden zenginleştirdiği söylenebilir mi? Hayır! Para bazı şeyleri alabilmek için sadece araçtır, insanlığın bulduğu bazı şeyleri satın alır.

İşçiler ise bisküvi üretir ona tat verir un taşır, koli taşır, o undan ne de güzel çeşitler çıkartır.

İş mi sana egemen? Sen mi işe egemen? Küçük bir alışverişle, çuvalların taşınması gerek, bir lokantaya girdiğinde de hesabı ödemen gerek. Öyle ki bir bardak çay bile bir lira ederdi.

Yokluk işsizlik, cepleri delik, yanakları solgun işçiler vardı. Her biri de sonbahar yaprakları gibi dökülmekteydi. Her biri asgari ücretle geçinmekteydi. Polis, evlilerin gece kavgalarına şahit olmaktaydı.

Binlerce insan asgari ücrete tabana kuvvet çalışmaktaydı. Ellerine aldıkları fırçalarla kendilerine pembe tablolar yapmaktaydı. Bu durumda fırçanın ucu, yazanın kalemi ve işin ucu bir üçgen oluşturmaktaydı.

Çalışanların koltuk altları terliyor, binlerce insan bütün güçlerini vererek sırf o yeşil yolu görebilmek için, yolun sonunu, katlanıyorlardı. Güzel günler var, çok güzel günler. İçindeki iyi insanı çağır. Çağır ki o haykırışlarına bir son ver. “Kaç kurtul, nereye gidersin? Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanı,” mantıklı ölçülü ve soğukkanlı olduğun sürece, o yeşil yolu da görebilirsin.

Anılarım harekete geçti, tekrar birbirlerinin üstüne binip beni itekledi. Acele et de, şu yazdıklarını düzelt diyordu. İşi, iş hayatını ve yaşamı. Şu an en anlamsız anı bile bende bal kaymak, tatlı bir yaz serinliği, denizde balık gibi temiz hareketli ve değerli. Hepsi de hafızamda canlanıyor. Kendine özgü biçimde kaçmasınlar diye de onları ölümsüzleştirmek için kalemine sarılıyor. Bitmeyen bisküvi, onun ölümsüzlüğünü isteyen bir fani gibiyim sanırım. Bu yazdıklarımın da onun ölümsüzlüğüne bir katkısı olacak.

Şimdi size ziyafetimdir, bir tabak dolusu bisküviyi bir kız işçi elinde taşıyormuş gibi, şeker tabağında, süslenmiş bisküviler. Onun üzerinde de “Bitmeyen bisküvi” yazılmış, işçi kızların ellerinde şehrin girişinde bir anıtı yapılmış. O anıtı hayal ediyorum şimdi de. Sanki mavi önlüklü kızların anıtı dikilmiş şehrin girişinde, gelenleri bir tabak bisküviyle karşılıyor. Şehirden çıkanlara veda ediyor. Baştan aşağı işçi kıyafetiyle, o elinde tuttuğu tepsiye de baktığınızda inanın birden içiniz ısınıverecek ve unutacaksınız yaşadığınız kötü anıları. Nasıl ki her yaranızdan da bin ah akarsa, o salkım salkım yaralar. O eli öpülesi bisküvi işçisi kız da yoklukta ve o zorlukta fabrikanın ilk kurulduğu günden beri beliriveren bir işçi kız figürü.

Gerçekten de insanın yüreği kanla dolu da olsa içi ısınıveriyordu. Gerçekten de iş alemi üstü kapalı bir çukurdur. Gerçekten de o kapalı çukur açıldığında, o pis kokular çevreyi karartan, rahatsız eden kokular olabilir. Her yerde, her işyerinde, o kendini avutması zor olanlar da olabilir. Sen sustukça o yaralar açılmaz. O susmuş yaralarını açıp da, deşip de, onların gölgelerine sığınıp da, onları canlandırmak da boşunadır.  Yüreğindeki iyiliği söküp çıkarmak için dilin hayırlı şeyler söylesin. Kötülüğü çağırmak, onu davet etmek kolaydır. Herkes kötülüğe koşar, sen iyilikte yarış, iyiliğin öncüsü ol.

Bitmeyen bisküviye emek verelim ki o da bize yemek versin. Bitmeyen bisküviye hayat verelim ki o canlansın bir oburun yiyeceği kadar da büyüsün. İşçilerin en işsizi de gelsin, buyursun gelsin o da yesin. Bisküvinin devamlılığı için elimizden geleni yapalım.

Bisküvi işçiliği hayatımda yaptığım en güzel iş, en iyi iş, en sağlam ve güven verici bir iş ve sonu özgür ve hayırla biten bir iş.

http://yazarimben1.blogspot.com.tr/

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA