fbpx
Connect with us

Ali Güley

Dedikodun bitsin Karaman!

İstanbul’dan birisi, bir STK başkanına, meclis başkanına, AK Parti yöneticilerine, amire, memura, basına, önüne gelen herkese suç isnat ediyor.

Yayımlanma

Son dönemlerde sosyal medyada çokça kullanılan bir Aleyna Tilki esprisi var. Büyük bir çoğunluk dinlediği halde dinlemiyormuş gibi davranıyor. Bu nedenle de çeşitli esprilerle iğnelemeler yapılıyor.

Karaman’da da durum böyle. Karaman’ın hemen her sokağında, her kahvesinde, her kulisinde, hasılı büyük çoğunluk, her gün türlü türlü dedikodularla çalkalanıyor. Siyaset başta olmak üzere hemen her konuda herkes bir şeyler söylüyor. Ancak haydi bir şeyler yapalım, bu haksızlıklara, yolsuzluklara müdahale edelim deseniz; hiç kimse yanaşmıyor. Aleyna Tilki gibi, herkes konuşuyor, ama Allah’ın hikmeti işte, kimse bir şey bilmiyor oluveriyor.

Dedikodusu yapılan kimi konular, doğrulukları gün gibi aşikar olsa da, tanıkları genellikle sadece dedikoduya yürek yetirebildikleri için, duvar diplerinde, sokak aralarında, kulis odalarında ve son dönemde tüm mecraları geride bırakan yaygın şekliyle WhatsApp gruplarında bire beş katarak veya beşten bir kendini çıkartarak, veriyor piyasaya zehiri. Ondan sonra da, sağır duymaz uydurur mevzusu, doğru da yalan da birbirine karışıp gidiyor. Pirinç bir avuç, taş bir kamyona ulaşıyor ki, ayıklamak imkansız.

Gazetecilik yaptığımızı bilenlerin kimisi, bilerek yayılması için, bize güya çaktırmadan anlatıveriyor. Kimisi de gerçekten üzüldüğü, bir şeyler yapabilmek niyetiyle veriyor bilgileri. Kimin niyeti nedir, elbet çoğu zaman bilemiyoruz, seçemiyoruz. Zira iyi niyetliler de bir kamyon taş içindeki bir avuç pirinç gibi. Bu nedenle de her duyduğumuzu, unutmasak da, haber yapmıyoruz.

Son 3 gün, dedikoduların ayyuka çıktığı günler oldu. Malumunuz, bir ulusal gazetenin yazarı olduğunu öğrendiğimiz, (İtiraf etmek gerekirse, çalıştığı iddia edilen kurumun yayın üslubunu kabullenemediğim için takip etmiyor, dolayısı ile de kim yazarıdır, kim okurudur, ben bilmiyordum.) kabul edilmesi imkansız ötesi bir üslup kullanarak, son derece bozuk bir ağızla, Karaman’la ilgili bir çok şey yazıp çiziyor. Çirkin şeyler, korkunç ithamlar, suçlamalar, isnatlar, hakaretler vs. vs. Kullandığı üslup, şayet bilinçli olarak, o bahsettiği dedikoduları kimsenin inanamayacağı bir seviyeye getirmek için yapmıyorsa, iddialarını olduğu gibi, benim gözümde kendini de itibarsızlaştırıyor.

Ben, o yazarın itham ettiği, suç isnat ettiği konularla ilgili kısmi bilgilere sahip olsam da burada değinmek istediğim iddialar değil, o iddiaların kaynağı olacak.

İstanbul’dan birisi çıkıyor, Karaman’ın en büyük sivil toplum kuruluşlarından birinin başkanına, meclis başkanına, AK Parti yöneticilerine, amire, memura, basına, önüne gelen herkese bir fiil, bir suç isnat ediyor. Ve belki de Karaman’a ibret olsun diyedir ki, en düşük seviyeden, en kötü üslupla, hakaretler, küfürler eşliğinde yapıyor bunu.

Biz olayın başlamasından itibaren takip ettik ve iddiaların muhatabı olan STK başkanı cevap verene kadar da, hiçbir tepki vermedik. Söylenenler her ne kadar yenilir yutulur şeyler olmasa da, kullanılan üslup nedeniyle, dillendirmeyi etik bulmadık. Adı geçen başkanın kendi sosyal medya profilinden cevap olarak hukuki mücadelenin başlatılacağı açıklaması ile, konu haber değeri kazandı ve biz de haber yaptık. Tabi habercilik etiği gereği, kimseye saldırmadan, kimseyi korumadan, sadece olan olayı sade bir dille anlattık. Yorum olarak da sadece hakaret edildiğini ve Karaman için buna üzüldüğümüzü ekledik.

Karaman’da ilk haberi biz yaptığımız için, iddialar içinde ismi geçenlerden de tepki de aldık, basın camiasından da. Kimisi yüzümüze bir şey demeden dedikodusunu yaptı. Kimisi direkt olarak, o ahlaksız yazarın vagonu olduğumuzu bile söyledi. Biz her ne kadar habercilik yaptığımızı anlatsak da, onlar belki de biraz da içine düşürüldükleri bu zor durum nedeniyle bizi anlayamadılar. Bizi o ahlaksız yazardan Karaman’ı haberdar etmekle itham ettiler. Yani habercilik yaptığımız, işimizi yaptığımız için suçladılar. Sorun etmedik. Vicdanımız rahat. Haberimiz ilk günkü haliyle hala yayında ve hala arkasındayız. Biz bunun habercilik sınırlarını aşmadığında ısrar ediyoruz. Zaten önyargısızca okuyan ve azıcık habercilik anlayışı olan herkes için de bu sadece bir “haber”dir. Dileyen okuyup kendince karar verebilir. Zaten yazdıklarımız ahlaksız yazarın hakaretlere varan üslupla iddialarda bulunduğu, buna karşılık da adı geçen başkanın verdiği cevaptan ibaretti ki bunlarda bir suç varsa da, o ahlaksız yazar ve adı geçen başkan suçludur. Biz değil.

Neyse savunmayı bitirip asıl mevzuya geçeyim ki maksat hasıl olsun.

Eğer İstanbul’daki ahlaksız yazarın iddiaları, Karaman’la alakası olmayan, kişilerin, kurumların tamamen yanlış olduğu, konuların hiç olmayan konular olduğunu söyleyen varsa ki sanmıyorum, sadece o ahlaksız yazar, oturup bir yerlerden bir şeyler uydurup, bir şeyler koparma derdinde derdik.

Ancak maalesef o ahlaksızın iddiaları, hiç de uydurulmuş, rastgele yazılmış şeyler değil. Aksine, hepsi de hemen her saat Karaman sokaklarında konuşulan, anlatılan şeyler. Şimdi adeta uzaydan gelmiş gibi bunlar da nereden çıktı, tamamen asılsız diyenler, lütfen bir kere daha düşünsünler ve bir soruversinler etrafındakilere. İddiaların çoğu yıllardır kahve köşelerinde konuşulagelen şeyler. Söylenenler hakkında kulağımda onlarca söz olsa bile tek bir kanıt, belge elimde olmadığı için, doğru diyemem.

Dolayısı ile herkesin bildiği, konuştuğu ve kimileri yeni olsa da yıllardır şehir efsanesi haline gelen bu iddialar, ahlaksız yazarın diline nasıl ulaştı ona bakmak lazım. Tamam illaki biri veya birileri gidip anlatmıştır da, işin bu boyutlara gelmesindeki toplumsal soruna işaret etmeye çalışıyorum ben. Yani öyle bir psikoloji doğmuş ki, günün her saati her konuda dedikodu üretiliyor. Kimisi ticarette, kimisi siyasette umduğunu bulamamış; dedikoduya sarılmış. Kimisi gerçekten dönen yanlışları, haksızlıkları görmüş, belgeleyemediği, ispatlamaya gücü yetmediği, sesini duyuramadığı için dedikoduya sarılmış.

Karaman’ın öncelikle bu dedikodu furyasına son vermesi, hiç olmuyorsa en aza indirmesi gerek. İlk olarak şunu bir kabul edelim. Eğer bir yolsuzluğa, bir haksızlığa, bir kanunsuzluğa şahit olmuşsak, yapmamız gereken, hemen gidip sağda solda dedikodusunu yapmak değil, hemen, o an, orada sesimizi yükseltmektir. Hani “haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” ya.

Dedikoduya karşı da Karamanlılar öyle bir tavır almalı ki, elinde belgesi, kanıtı, ispatı olan gidip iddiasını kanuni yollardan ortaya koymaya zorlanmalı. Bunu yapmayıp, doğru bile olsa, iddiasını sadece halkın arasına fitne olarak yayanlara da taviz göstermeyip, konuşulmasına izin verilmemeli.

Son sözümüzü de “Aman haber yapmayın, Karaman’ın adı lekelenecek” diye bizi de türlü hakaretlere boğanlara seslenerek söyleyelim.

Eğer Karaman’da bir pislik yoksa, bütün basın bir araya gelse leke meke süremez. Bu millet 15 Temmuz’da olduğu gibi, ihanet edenin de, etmeye kalkanın da hakkından gelir. Biz hassasiyet gerektiren konularda zaten gerekli duruşumuzu gösterdik, göstermeye de devam ediyoruz. Ancak! Siz pislik üretmeye başlayan makam ve şahısları, aman ona zarar gelmesin, aman buna bir şey olmasın diye, üstünü örttüğünüz sürece, bir gün o yen içinde kırılan kolun kendinize ait olduğunu görüverirsiniz de, vagon olmayalım derken, kolsuz kalırsınız.

Okumaya devam et
Yorum yap

Yorum Belirtin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam