fbpx
Connect with us

Ahmet Küçükkerniç

Bir garip Muammer Baran

Bir karıncaya bile nezaketle yaklaşan bir insanı tanımıştım çocukluk yıllarımda.

Yayımlanma

Çocuklarımızı yok ediyoruz. Hem de onların hayata dair öğrenmeleri gereken ne varsa; sevgiyi, paylaşmayı, saygıyı ve daha birçok ahlaki meziyeti elbirliğiyle yok ediyoruz ve bunun adına çocuk yetiştirmek diyoruz. Bu gidişle dünyanın sonunu, insan olarak bizler; yani o her şeyi bilen, yani bildiğini zanneden büyükler getirecek. Yok ettiğimiz dünyanın içinde kendi neslimiz de olacak, lakin çok geç farkına varacağız, ne yaptığımızın.

Binlerce türü bulunan deterjanlarımız, birçok programı olan çamaşır makinelerimiz var. Fakat çocuklarımızın üzerini kirletmesinden korkuyoruz.

Sanki hayatta hiç düşmemişiz gibi davranıp, çocuklarımızın sokaklarda, parklarda ve oyun alanlarında vakit geçirmelerinden korkuyoruz.

Başarıyı alınan karnelerdeki rakamlardan ibaret görüyor, her yıl sınavlara giren çocuklarımıza insan gibi değil, sınav sonuç belgelerindeki puanlar kadar değer veriyoruz.

Kaç çocuk biliyor saklambacı? Kaç çocuk yakan top onamıştır, düşe kalka? Kaç çocuk birdirbirde atlamıştır arkadaşının üzerinden? Kaç çocuk uzuneşek oynarken yastık olmuştur? Kaç çocuğun misketi var? Kaç çocuk karınca beslemiştir elindeki kraker kırıntılarından?

Ya kaç çocuk eğlenceli bir ihtiyarın anlattıklarını kah gülerek, kah hüzünlenerek dinlemiştir?
Ah be Muammer (Baran) Amca! Sen çocukluğumun ne güzel bir değerliydin?

Ne zaman kırmızı bir renk görsem, mutlaka aklıma gelir Allah’ın rahmeti üzerine olasıca. Hiç mi surat asmaz bir insan? Konu Muammer Amca olunca o biraz mümkün değildi işte. Hele ki nezaketi… Bazen tuhaf gelse de o nazik hareketleri, çocukluğumuzda onunla geçirdiğimiz vakitler, bilinçaltımıza nezaket kavramını yerleştirmişti. Nasıl giyinirse giyinsin, nasıl konuşursa konuşsun ve ne anlatırsa anlatsın, hiçbir zaman bırakmadığı nezaketi, bizlerin onun hakkında unutamadığı en halis özelliği oldu.

Karınca beslemeyi öğretmişti bana ve yanımdaki birkaç arkadaşıma. Kimimizin elinde balık kraker, kimimizin elinde ise çubuk kraker paketleri vardı. Ona da ikram ettik ki karşımızdaki Adam, nezaketin vücuda gelmiş haliydi. Aslında onun yılın 365 günü oruç tuttuğunu biliyorduk. Lakin dedim ya, nezaket. Kibarca geri çevirdi ikramımızı. Israr ettik, orucunu açınca yersin diye, kırmadı. Birkaç kraker aldı uzattığımız paketlerden.

Bir ağacın altındaydık ve hava oldukça sıcaktı. Yakınımızda bulunan bir karınca yuvasını fark ettik. Yuvaya giren karıncalar içeriye kışlık yiyeceklerini taşıyordu. Belki hiçbirinin ömrü yetmeyecekti o biriktirdikleri yiyeceklerden bir lokma dahi almaya, ama taşıyorlardı işte. Nesillerini devam ettirmek için var güçleriyle çalışıyorlardı.

Muammer Amca ve bizler karınca yuvasına dikkat kesildik ve hacca giden karıncanın hikayesini ilk o zaman, Muammer Amca’nın ağzından dinledim. Engin bilgisi bizleri alıp götürmüştü. Uzun uzun Allah’ın hikmetlerinden bahsederken, bir yandan da eliyle krakerlerden birini ufalamaya başladı. Kraker kırıntılarını karınca yuvasının yakınına serperken, karıncalara iltifat etmeyi de bırakmıyordu Muammer Amca. Göz hakkının ne anlama geldiğini o gün bize o öğretmişti…

Bir karıncaya bile böyle nazik davranan bir insanı tanımıştım çocukluk yıllarımda.

Ah be Muammer Amca!

Biz çocuk zamanlarında seni tanıyanlar senden razıyız; Allah da senden razı olsun…

Mekanın cennet olsun…

Okumaya devam et
Yorum yap

Yorum Belirtin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam