Seksenlerde sosyal güvenlik

TAKİP ET

Nerede o eski günler, eskilerden kalma günler

Nerede o eski günler, eskilerden kalma günler... O günlerde insanlar tasasız ve kaygısızdı. Sımsıkı birbirine bağlı, sıkı dostluklar, komşuluklar vardı. Yiyip içilen, şenlikler düzenlenen, sinemaya gidilen, çalışmak yerine hayatın tadını çıkarmak vardı.

Eskiden güvenlik vardı. En güvenlikli olan da yollarımızdı. Kapıyı kilitlemeye bile gerek duyulmazdı. Her şeyimizin değişmez bir düzeni vardı, hayatımızı bir dur gitten ibaret yaşanılıp gitmekteydi.

Seçimden seçime başbakanın adı dillere dolanırdı. Çil çil altın gibi küçük madeni paralar ellerimizde, elden ele dolaşırdı. Herkesin geliri hemen hemen bilinirdi. Yılda sadece bayramlarda kıyafet alınır, giyilirdi.

Memurlar parmakla gösterilecek kadar az ve hürmet ve saygıyla isimleri telaffuz edilirdi. Her aile hastalıkta ne olur ne olmaz diye, bir kenara, yastık altına ne yapıp edip bir miktar para ayırırdı. Annelerin kolunda iyi günde kötü günde diye, en az bir bilezik bulunurdu.

Aileler sanat altın bileziktir diye çocuklarını sanata gönderirlerdi. Evi olanlar, çocuklarına güvenilir bir baba ocağı bıraktıklarını bilir, bu ev torunlarına dahi kalırdı. Çocuklar iki yaşına kadar emzirilir, tutumlu olsunlar diye küçük yaşta kumbara alışkanlığı edinilirdi.

Yazlık sebzeler yazdan kurutulur, kışın kadınlar akşama ne yemeği yapsak sıkıntısı çekmezlerdi. Evlere bakliyat torbalarla, un çuvallarla alınırdı. Evinde unu olan aile, o kışı rahat bir şekilde atlatacağını düşünürdü. Evin kadını yemeklik bir şey yok ise dahi, unu katık eder, undan çeşit çeşit yemekler yapardı. Unnumaç, un çorbası, un helvası...

Bu uçsuz bucaksız bozkırda, her şey yerli yerindeydi. Şehirlerin uç tarafında mezarlık bulunurdu. Ama o mezarlık da yetmez, yıllar içinde o ölünün üstüne bir başka ölünün geleceği bilinir, öyle sanılırdı. Terör hiç kimsenin aklına gelmezdi. Sağduyulu insanlar, değişime zor ayak uyduran insanlar, değişiklik yapanları hemen onaylamazlardı.

Kendilerini daha rahat ve güvende hissedebilme, oturdukları bildikleri yerde kalma ve kendilerini güçlü hissetme duygusu, hepsinin ortak görüşüydü. Hayat onlara böyle güzel, rahat ve hayatları güvende de olunca mutlu oluyorlardı. Kendilerince dünya nimetlerinden de daha rahat bir şekilde faydalanıyorlardı.

Önceleri sadece memurların sosyal güvenlikleri vardı. Sonraki yıllarda sigorta işçiler için de başlamıştı. Herkesin evinde bir sigortalı da yoktu. Ancak kaza anında sigortalı oluyordu. Sigorta yaşlılık için de bir güvenceydi. Bazı işçiler örgütleniyor, sandıklara belirli aylarda aylıklarından aidat kesiliyordu. Yaşlılar sandıklarının bir köşesine kefen parası koyuyorlardı. Tek amaçları yarını tasasız çıkabilmek, gönül rahatlığıyla bir gün geçirebilmekti. Alınyazıları üzerlerine çökmeden kendilerini böyle bir güven duygusuyla korumak.

Karşılıklı dayanışma sevgi, saygı, hoşgörü ortamında, kendilerini yanlışsız ve dosdoğru yürüdüklerine de inanıyorlardı. Yaşadıkları sorunların pek çoğunu din gücü ile aşıyorlardı. Teknik bilgi teknik lise yeni çömezlerini karşılıyordu genel bir havanın içinde yavaş yavaş bir yükselişte göze çarpıyordu.

Geceleri sokakları sokak lambaları ışıklandırmaya başlamıştı. Kumaş satan mağazalar yerine hazır giyim satan mağazalar sokaklarda göze çarpıyordu. Telefon komşunun evinde veya bakkalda bulunmakta, şehir dışı konuşmalarda önce postaneye bağlanmaktaydı.

Konfor ve koltuklar kanepeler, kibar zenginlerden orta halli veya fakir evlerine kadar hızla yayılıyordu. Evlere su mahalledeki çeşmeden gelmiyor, artık her evde akar musluklar bulunuyordu. Ocakta yemek yapmaya, ocak yakmaya gerek kalmıyor, tüplü ocaklar rahatlık için yaygınlaşıyordu. Sağlık için sağlıklı ortamlar için, ünlü bir özdeyiş olan ’’Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur’’ sözü o zamanlarda yaygınlaşıyor, insanlar spora teşvik ediliyordu. Cadde ve sokaklarda, hasta, bakıma muhtaç, özürlü insanlara daha az rastlanıyordu.

Sosyal güvenlik bakımından, sosyal alanda da gelişmeler oluyordu Demirel Hükumeti ilk kez kimsesiz dul ve garipleri korumak amaçlı yaşlılara ’’65 yaş maaşı’’ bağlatmıştı. Bu hizmetle milyonlarca insana devletin şefkat eli uzatılarak, sosyal devlet anlayışı yaşatılmıştı. Bağkur ile de ilk defa esnaflara emekli olmanın yolu açılmıştı.

Teknik olarak ilk siyah beyaz televizyonlar evlerimize giriyordu. Televizyonların gelişiyle ilerlemelerimiz çabuk ve sürekli oluyor, tek bir tuşla kendimizi biraz daha öne fırlatıldığımızı görüyorduk.

Sonuç olarak eskilerin bağlandığı eskilik onların edindiği deneyimler düş kırıklıkları ve bize anlattıkları ve bizim de küçük yaşta görüp yaşadıklarımız, mutlaka o zamanın izleri bizlerde kalmış, bizlere de bir şeyler hatırlatmış olmalı ki, çocukluğa doğru bir rüzgar estiği zaman, bize o günleri hatırlatıyor. Hiçbir insan kendi özünden çocukluğundan uzaklaşamaz, kanına karışmıştır çünkü, anıları olmuştur. Onu bir ses bir duygu kendine veya akranlarının başına gelenlerle birlikte her şeye rağmen, güçlü hafıza ve hayal meyal hatırladıklarımızla, o hayal perdesi içinde yürürken de, çocukluğun sana el sallıyor, gülücükler yolluyor. Şimdiki yaşantımla uyum içinde eskilerden kalma bir güven duygusuyla...

Bu günkü halimize, günümüze de şükür.

Daha fazlası için: http://yazarimben1.blogspot.com.tr/